Mescid-i Aksa Teşkilatı Gürışık’a Emanet

Mescid-i Aksa Teşkilatı Gürışık’a Emanet

Hollanda Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyon’una bağlı Amsterdam Mescid-i Aksa Teşkilatı’nın başkanlık görevini yürüten Şuayp Koçak bayrağa sarılı Kuran-ı Kerim’i öperek görevini uzun yıllar yönetim kurulu üyeliğinde bulunan İskender Gürışık’a teslim etti. Devamını oku »

TOV, İşadamlarının sorunlarını dinledi.

TOV, İşadamlarının sorunlarını dinledi.

Türk İşveren Dernekleri (TOV), Hollanda’daki Türk İşadamlarının sorunlarını dinlemek, onları bilgilendirmek ve ileriye yönelik Vizyon Geliştirme Çalıştayı’nın 3.’sünü Utrecht’te gerçekleştirdi. Devamını oku »

Büyükelçi Dişli: ‘’Başarımız hem Hollanda hem Türkiye’ye katkı sağlar”

Büyükelçi Dişli: ‘’Başarımız hem Hollanda hem Türkiye’ye katkı sağlar”

Rotterdam’da, Türkevi Topluluǧu’nun gelenek haline getirdiği Amsterdam Tartışmaları’nın 56. toplantısına konuk olan T.C. Lahey Büyükelçisi Şaban Dişli, Hollanda ile ilişkilerde yeni bir döneme girildiğini söyledi. Devamını oku »

Güney Doğu Asya’da doğan güneşi selamlıyoruz.

Güney Doğu Asya’da doğan güneşi selamlıyoruz.

Hüseyin GÜNDÜZ Filipinler’in güneyinde bulunan halkının çoğunluğu Müslüman olan Mindano bölgesi özerklik statüsünü aldı. Ancak bugünlere kolay gelinmedi. Bu bağımsızlık  ve hak arama mücadelesinde 250 bin civarında insan hayatını kaybetti. Devamını oku »

Doğu Türkistan’daki Çin Zulmü Lanetlendi

Doğu Türkistan’daki Çin Zulmü Lanetlendi

Hollanda Türk Federasyon’a bağlı Rotterdam Versam Teşkilanın evsahipliğinde gerçekleşen Doğu Türkistan’da yaşanan Çin zulmüne tepki amaçlı toplantıda konuşan Doğu Türkistan Milli Meclis Başkan’ı Seyit Tümtürk, ‘’Çin devleti’nin yoketme politikalarına maruz kalan Müslüman Devamını oku »

 

Dil Üzerine

Osman ZİYA

Bütün diller Allah’ın ayetidir. Hiçbir dilin diğer bir dile manevi üstünlüğü yoktur. (Bu kuralın tek istisnası, Mushaf-ı Şerif’teki Arapça lafızlardır ki, o mucize kelamdır.) Bu sebeple bütün diller özgürce konuşulmalı ve yazılmalıdır. Bu insanî ve ahlakî ilkenin önündeki engeller mutlaka kaldırılmalıdır. Ama hiçbir dil anarşinin temel dayanaklarından biri haline getirilmemelidir.

Bu gün dünyada altı bin ayrı dil konuşuluyor, üç bin de etnik grup yaşıyor. Buna karşın şu an Birleşmiş Milletlere üye 192 devlet vardır. Her etnik grup bir devlet, her dil mensubu bir bayrak hülyasına kapılırsa, insanlık camiası sonu gelmez savaşların ağına düşer. Böyle bir hadise vuku bulduğunda Fransa’nın en az 16, İspanya’nın ise en az 5 parçaya bölünmesi gerekir. ABD’de ise yerli halkları hesaba katmazsak, en az 8 İspanyol, 1 Fransız, 2 Svahili devleti kurulması gerekir.

Büyük lisanlar toplumları bir arada tutan kuvvetli manevi bir bağdır. Bu hakikatin dünya tarihinde örnekleri pek çoktur. Mesela 1789 Fransız ihtilalinden sonra Fransa’da Fransızca konuşanlar nüfusunun yarısından azdı. Ama Fransızcanın gücü Fransa’da yaşayan halkları bir çatı altında tutmaya büyük katkı sağladı. Aynı şekilde 1870’de İtalya’da bu gün İtalyanca dediğimiz dili halkın %4’ü ancak konuşabiliyordu. İtalya’nın siyasi birliğinin oluşmasına katkı sağlayan temel değerlerden biri bu dil oldu ve kısa sürede İtalya’da yaşayan bütün halkların ortak dili haline geldi.

1071 Malazgirt zaferinden sonra küçük Asya’nın ismi Türkiye oldu. Çünkü bu tarihten kısa süre sonra Anadolu’da konuşulan dillerin içinde en yaygın dil Türkçe oldu. Ahi Evran, Hacı Bektaşî Veli ve Koca Yunus gibi Horasan erenleri bu kara parçasını vatan yaparken Türkçeyi ses bayrağı olarak dalgalandırdılar. Yunus’un şiirleri, Dedem Korkut’un hikâyeleri dilden dile, gönülden gönle, bu ses bayrağıyla nehir olup aktı. Anadolu coğrafyasının vatana dönüşmesi konuştuğumuz, yazdığımız, okuduğumuz, düşündüğümüz, ağzımızda anamızın ak sütü gibi temiz ve leziz olan Türkçeyle hitama erdi.

Dil, milletin ortak hafızasıdır. Bu kural, öteden beri her akl-ı selim sahibi kişinin ortak kabulüdür. Çünkü toplum üyeleri arasındaki uçurum düşüncede başlar. Düşünce ise gücünü en fazla dilden alır. Toplum kelimeler ve kavramlar üzerinde ne kadar çok mutabakat sağlar ise düşünme, inanma ve çalışma hayatında da o kadar çok mutabakat sağlar. Bu bakımdan Türkçe bu toprağın, bu milletin ortak şuuru ve ortak tavrıdır. Unutulan veya unutturulan her bir kelime muharebede kaybedilmiş bir kale gibidir. Keza anlam kaymasına uğrayan her bir kelime ise düşünce evinde açılmış bir yaradır. Bu öyle vahim bir yaradır ki, toplumdaki ortak şuurun kaybına sebep olup, toplumu kendine yabancılaştırır. En sıradan meseleleri bile konuşurken dil çatallaşır, kaos meydana gelir, cemiyet birbirini kamilen anlaması zorlaşır.

Diğer taraftan lisanımıza katılan her yeni kelime, halkımız tarafından özümsenmediği müddetçe gürültüden ibaret kalır. Bu gürültü zamanla öz lisanımızdaki karşılığını bastırır ve milli belleğimizde boşluk ve silinmeye sebep olur. Diğer bir ifadeyle, toplum lal olur. Dili lal olan ise masumiyetini yitirir. Kuşkusuz lisan daralınca entelektüel yetenek de daralır. Lisan intişar ettikçe entelektüel yetenek de gelişir. Bu sebeple diyoruz ki, dilsiz toplum üretemez. Çünkü dil düşüncenin evidir. Dilsiz cemiyet, dili tahrif edilmiş cemiyet bir bakıma ar ve namusunu yitirmiş cemiyettir. İşte bu durumda her namuslu münevverin görevi, milli bellekte oluşan bu gediği kapatmak, lal olan dilleri açmak, mütevazi bir şekilde halka rehber olmaktır.

Aynı zamanda dil, emperyalizmin önündeki en sarp kaledir. Dil kalesi tahrip edilen ülkeler emperyalist istila karşısında tamamen biçaredir. Roma istila ettiği ülkelere Latinceyi, İngiltere bütün sömürgelerine İngilizceyi dayatmıştır. Fransa ise kuzey Afrika başta olmak üzere bütün sömürgelerinde Fransızcayı mecburi eğitim ve öğretim dili haline getirmiştir. Dilin kültür ve medeniyete aynalık ettiği hakikatine bir de bu açıdan bakmak icap ediyor. Türkçe dünyanın en görkemli ve en uzun ömürlü medeniyetlerinden birisinin aynasıyken nasıl oldu, ne oldu da kısır bir dil haline geldi? Dil devrimi, öz Türkçecilik hareketi cemiyetimize ne kazandırdı ve neler kaybettirdi? Bu suallerin cevabını yaşayarak müşahede ediyoruz.

Emperyalizm, Türkçe ile öteden beri uğraşıyor. Bu lisanı tahrif etmek için her türlü hile ile taarruz üzerine taarruza devam ediyor. Bu sebeple günlük dilde yozlaşma başını aldı gittiği gibi, yazı dilimiz de çok kısırlaştı. Öyle ki, Türkçeyi kendine dert edinen benim gibi acizler bile bu yüksek lisanı kamilen bilmiyoruz. Dolayısıyla konuşurken de yazarken de hata üstüne hata yapıyoruz. Daha da beteri millet olarak her meselede olduğu gibi bu meselede de ortak talebimizi, ortak tepkimizi ne yazık ki yok! İşin Türkçesi şu ki, Türkçe giderse Türkiye’nin gideceğini henüz kavrayabilmiş değiliz.