Engin Arıkan: ‘’Atatürk’’ hepimizin

Engin Arıkan: ‘’Atatürk’’ hepimizin

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 81'inci yılında Hollanda'nın Başkentinde düzenlenen törenle anıldı. Sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve vatandaşların hazır bulunduğu anma töreninde konuşan Türkiye'nin Amsterdam Başkonsolosu Engin Arıkan, "Atatürk, verdiği mücadele Devamını oku »

Gurbetçi Yiğidolar Unutmadı.

Gurbetçi Yiğidolar Unutmadı.

Her yıl geleneksel hale getirdikleri gıda paketi ve çeşitli yardım dağıtımı organizasyonlarını bu yılda sürdürdüklerini ifade eden Hollanda Sivaslılar Platformu Başkanı İbrahim Çitil, Bayramlar, dayanışmanın, şefkatin ve mutlulukların ailecek yaşandığı anlardır. İhtiyaç Devamını oku »

MEMLEKET TÜRKÜLERİ AMSTERDAM’DA SÖYLENDİ

MEMLEKET TÜRKÜLERİ AMSTERDAM’DA SÖYLENDİ

Hollanda Sivaslılar Platformu, 10. Kuruluş ve faaliyet yılını düzenlenen özel bir konserle kutladı. Memleket Türküleri özel konserine yoğun ilgi gösteren ve keyifli saatler geçiren konuklar, Amsterdam Başkonsolosu Engin Arıkan’la birlikte birbirinden güzel Devamını oku »

Çin Zulmünü Bir Yıldır Tek Başına Protesto  Ediyor

Çin Zulmünü Bir Yıldır Tek Başına Protesto Ediyor

Hollanda'nın Başkenti Amsterdam’ın ünlü Dam meydanında bir yıldır Çin yönetimi tarafından Doğu Türkistan'daki Müslüman Uygur Türklerine yapılan zulmü ve soykırımı aylardır tek başına protesto eden Hollanda‘da yaşayan Uygur Türkü Abdurehim Gheni astığı Devamını oku »

Bayram Namazında Cemaat Sokağa Taştı

Bayram Namazında Cemaat Sokağa Taştı

Türklerin yoğun olarak yaşadığı Hollanda'nın Başkenti  Amsterdam’daki Müslümanlar, Ramazan Bayramı namazı için şehrin (West) Batı İlçesindeki  Mescid-i Aksa Camii’ni doldurdu. Cami’nin içerisinde yer bulamayan cemaat namazını sokağa serilen halıların üzerinde kıldı.  Tekbirlerle Devamını oku »

 

Mehmet Akif Ersoy

Murat GEDİK

Kur’an Şairi, İslam Şairi, Milli Şair, İstiklal Şairi gibi lakaplara layık görülen Mehmet Akif Ersoy hakkında Nihal Atsız der ki: “Akif, şair, vatanperver ve karakter adamı olmak bakımından mühimdir. Şairliğine kimse itiraz edemez. Onun oldukça bol manzum eserleri arasında öyle parçalar vardır ki Türk edebiyatı tarihinde ölmez mısralar arasına girmiştir.”[1] Ve yine Atsız aynı yazısında Akif için: ”Çanakkale şehitleri için yazdığı şiir kafidir. Başka söz istemez… Akif inandı, dönmedi ve öyle öldü.” der.

Türk halkı Akif’i o kadar benimsemişti ki, Türk gençliği defin işini üzerine almış, kefenini Türk bayrağına sararak toprağa defnetmişti.[2] Fethi Tevetoğlu öncülüğünde kefeni Türk bayrağı ile sarılan ilk ve son şahıs olan Akif “Bayraklaşan Akif” olmuştur.

Mehmet Akif Ersoy 1873 yılında İstanbul Fatih Sarıgüzel mahallesinde dünyaya gelir, babası Arnavutluk’un İpek kasabasından, annesi ise aslen Buharalı olan bir ailenin kızıdır. Medrese hocası olan babası Tahir bey Akif’in doğumunda ona Ragıf adını verir. Fakat bu ismin telaffuzu zor olduğu için Ragıf yerine Akif adı kullanılır. Babasının vefatı (1888) ve bir yıl sonra evlerinin yanması sonrası Akif’in ailesi yoksul bir durumda hayat mücadelesine devam eder. Okul hayatının yanında Arapça, Farsça ve Fransızca dillerinde de eğitim alan Akif Ziraat ve Baytar Mektebi’nin baytarlık bölümünü birincilik ile bitirir.  Yüksek eğitim sonrası Akif Kuran’ı ezberlemeye devam etmiş ve hafız olmuştur.

Baytar Müfettiş Muavini olarak iş hayatına atılan Akif müdürünün haksız yere görevinden alınması sonrası 20 yıllık memuriyeti hiçe sayarak Veteriner Genel Müdür Yardımcılığından ve memuriyetten istifa eder. Bu istifası Akif’in kişiliğini de göstermektedir; her zaman doğrunun ve adaletin yanında olmak. Çok yönlü bir insan olan Akif’in veterinerliğinin yanında eğitimciliği de öne çıkmaktadır. “Türkçe” öğretmenliği ve fakültede “Edebiyat-ı Osmaniye” öğretmenliği gibi eğitimcilik görevlerini de üstlenmiştir.      

Tam bir aydın olan Akif millete yön vermek ve eğitmek için edebiyatı bir vasıta olarak kullanmıştır. Vaazlarında hep eğitimden ve cehaletle mücadeleden bahsetmiştir. Milletin en büyük düşmanlarından biri olan cehaleti yenmek için eğitimin önemine hep vurgu yapar. O aynı zamanda İslam’dan kopmadan modernliği teşvik etmektedir; Din, dünya, ahiret… Hepsi ilim ister! “Maarif, maarif!… Bizim için başka çare yok; eğer yaşamak istersek her şeyden evvel maarife sarılmalıyız. Dünya da maarifle, din de maarifle, ahiret de maarifle… Hepsi, her şey maarifle kaim. Bizim dinin cehalete tahammülü yok, cahiller eline geçince mahvolur.”[3]

Mehmet Akif Devlet’i için elinden geleni yapmış ve yapmaya gayret etmiştir. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nda fiilen faaliyet göstermiş olan Teşkilat-ı Mahsusa isimli istihbarat kuruluşu bünyesinde görev alarak Almanya’ya gitmiştir.[4] Burada Fransız ve İngiliz ordularında görev yapıp esir düşen Müslüman askerleri ziyaret edip Fransız ve İngilizlerin onları kandırdıklarını anlatmıştır. Böylece esir düşmüş Müslümanların gerçekleri öğrenmeleri ve halen düşman safında savaşmakta olan Müslümanlara gerçeklerin aktarılması amaçlanmıştır. “Berlin Hatıraları” şiirinde Akif Almanya ve Osmanlı arasında da bir mukayese yapmıştır. Akif Teşkilat-ı Mahsusa’nın Reisi Eşref Kuşçubaşı’nın önderliğinde Necid’e de gitmiş ve Osmanlı’ya isyanın önüne geçilebilmesi için Arap’larla görüşmüştür. Akif Türkiye’de de “Milli Müdafaa Cemiyeti”nin İrşad Heyeti üyesi olarak camilerde cemaate hitap etmiş, halkı birliğe ve cihada davet ederken, orduya yardımcı olmaları için çağrılarda bulunmuştur.

Milli Mücadele döneminde Balıkesir’de hutbelere çıkarak halkı bağımsızlık için savaşmaya çağıran Akif  daha sonra Mustafa Kemal’in daveti üzerine Ankara’ya gider.[5] Oğlu Emin’le Ankara’ya geçen Akif’e Kuşçubaşı Eşref’te yardımcı olmuştur. Akif Türk milletinin bağımsız yaşayamayacağını şöyle haykırıyordu: “Türklerin yirmi beş asırdan beri istiklallerini muhafaza etmiş bir millet oldukları tarihen müspet bir hakikattir. Halbuki Avrupa’da bile mebde-i istiklali (bağımsızlık başlangıcı) bu kadar eski zamandan başlayan bir millet yoktur. Türk için istiklalsiz hayat imkansızdır. Tarih de gösteriyor ki Türk, istiklalsiz yaşayamamıştır!”[6] Sıratımüstakim adlı dergide yazıları ile fikirlerini beyan eden Akif bu derginin Sebilürreşad adını aldıktan sonra da yazılarına devam etmiştir. Akif bu dergilerde şiirler, tefsir yazıları, makaleler ve tercümeler de kaleme almaktaydı. Sebilürreşad İstanbul ve Ankara arasında haberleşme vasıtası da olmuş ve zaman zaman işgalci güçler tarafından sansüre tabi tutulmuştur. Kastamonu ve Ankara’da yayına devam eden Akif Anadolu’nun muhtelif yerlerini gezerek halkı düşmana karşı ayaklandırmaya çalışmıştır. Zaman zaman da cephelere giderek gazilere moral vermiştir. Akif büyük bir imparatorluğun çöküşünü görmüş, Birinci Dünya Savaşını ve Kurtuluş Savaşını yaşamıştır. Onun düşünceleri, fikirleri Safahat adlı kitapta toplanmış olup, bu kitap yedi bölümden ibarettir: Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım ve Gölgeler.

Kurtuluş Savaşı esnasında Büyük Millet Meclisi’nde Burdur Milletvekili olarak görev yapan Akif, para ödülü var diye ilk önce Milli Marş yarışmasına katılmamıştır. 12 Mart 1921’de Akif’in yazmış olduğu marş Meclis tarafından resmen Milli Marş olarak kabul edilmiş, para ödülünü ise Akif fakir kadınlara ve çocuklara iş öğreterek yoksullukları önlemek için kurulmuş bulunan Darü’l-Mesai’ye bağışlar. Oysa Akif o dönem soğuk havalarda arkadaşının paltosunu ödünç alan biridir, cebinde ise parası dahi yok denecek kadar azdır. “Kahraman Ordumuza” ithaf edilen İstiklal Marşı’nda Akif haykırır: “Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak….” “Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal” mısraları ise Mustafa Kemal tarafından ayrı bir beğeni kazanır.   

Akif’in görüşü Kur’an ve Sünnet’e dayanır, fakat akıl ve ilmi bunların tefsirinde hiç terk etmez. Bazıları onu asrın İmam-ı Azam’ı olarak adlandırır. Topyekûn cehalete düşmandır. Batı’nın gelişmesine sebep olan değerlerini taklitçilikten uzak kalarak kucaklamanın zaruri olduğunu belirtmektedir. Vaazlarında özellikle Kur’an tefsirine dayanarak hitap etmektedir. Onun vaazları ilk olarak Balkan Harbi’yle başlamış, İstiklal Savaşı’yla devam etmiştir. Hiçbir ideolojinin İslam kadar insanları tembellikten ve gevşeklikten sakındırmadığını dile getirmiştir. Kur’an-ı Kerim’in hastalar ve ölülere okumak için indirilmediğini söyler: “Ya açar nazm-ı celilin bakarız yaprağına / Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına / İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin / Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.”[7]

Tembelliğe karşı çalışma, cahilliğe karşı bilgi, ayrılığa karşı birlik, ümitsizliğe karşı ümit, emperyalizme karşı insaniyet için daima mücadele içinde olmuştur Akif.[8] “Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak / Alçak bir ölüm varsa, eminim budur ancak.” sözleriyle azmi ve tevekkülü hep gündemde tutmuştur.

Türk’ten bahsederken Akif’in şu sözleri belki de Türk’e verdiği önemin en iyi kanıtlarındandır: İstiklal Marşı’ndaki “Kahraman ırkıma bir gül… Ne bu şiddet bu celal? / Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal!” “Nevruz’a hitaben”de ise “Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek.” O her şeyde milli olanı benimserdi: “Oyuncak sanmayın! Ahlak-ı milli (milli ahlak), ruh-i millidir (milletin ruhudur) / Onun iflası en korkunç ölümdür: Mevt-i küllidir (tamamen ölümdür).”

Akif Kur’an meali için bir çalışmada bulunması için ricalara önce hayır ve sonradan evet der. Bunun üzerine yıllarca meal çalışmasında bulunur. Sonradan ise bu ağır yükün altında ezilmemek ve Allah’ın kelamını yanlış çeviririm endişeyle bu çalışmasının yakılma emrini verir.

Kurtuluş Savaşı ve zafer sonrası uzunca bir süre Mısır’da yaşayan Akif, tedavi için İstanbul’a döner ve 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul Beyoğlu’nda vefat eder. Mezarı Edirnekapı Şehitliği’ndedir.

Akif’in eserlerinde, insanlığı mahvoluşa götüren cehalete keskin nefret, Türk’e sonsuz sevgi, Allah’a güven, İslam dinine ve onun kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’e yüksek saygı vardır. Azim ve tevekkül diye nasihat eder. Her şey bir yana, Nihal Atsız’ın buyurmuş olduğu gibi sadece “Çanakkale Şehitlerine” şiiri olsaydı, Mehmet Akif Ersoy bu milletin gönlünde ebedi olarak yaşamasına yeterli olurdu: “Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! / Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. / Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i… / Bedr’in Arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.”

Murat Gedik

E-posta: muratgedik@muratgedik.nl

[1] Nihal Atsız, Tarih, Kültür ve Kahramanlar, Kızılelma sayı 9, 1947

[2] Ali Güler, Bayraklaşan Akif, Halk Kitabevi, 2017, s. 262

[3] M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmet Akif Ersoy Tefsir ve Yazıları, Tevekkül, Ama Arslan Gibi… Savaştayız, Durmayalım! Fatih Camii Kürsüsünden 1913, DİB yayınları, 2013, s.208

[4] Ali Güler, Bayraklaşan Akif, Halk Kitabevi, 2017, s. 143

[5] Ali Güler, Bayraklaşan Akif, Halk Kitabevi, 2017, s. 162

[6] “Manda Meselesi”, Sebilürreşad, Ağustos 1919

[7] Süleymaniye Kursüsü

[8] Nurullah Çetin, Emperyalizme Direnen Türk: Mehmet Akif Ersoy, Akçağ, 2012, s.15

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.